TÜRKİYE YAPI TEKNOLOJİ PLATFORMU

Türkiye Yapı Teknoloji Platformu, yapı sektörüyle ilgili gelecek vizyonu oluşturulması, sektör için kısa/orta/uzun vadeli stratejiler geliştirilmesi, yapı sektörüyle ilgili araştırma ve geliştirme çalışmalarının teşvik edilmesi ve sektörün farklı alanlarında yapılan araştırmaların koordine edilmesi için yapı sektörünün tüm taraflarının bir araya geleceği ortak bir buluşma ortamı yaratmayı amaçlamaktadır.

Yapı sektörünün daha verimli ve nitelikli hale gelmesi için araştırma projelerinin artırılması gerekmekte, bu açıdan araştırma kaynaklarının ortaklıklar kurarak, en iyi şekilde kullanılması önem kazanmaktadır. Bu anlamda platform, yapı sektörüne ilişkin konularda hem ulusal kaynakların, hem de AB Çerçeve Programları başta olmak üzere uluslararası kaynakların daha verimli kullanılması için olanakları araştıracak; yurtdışı bağlantılarını kurarak, bu konudaki bilgiyi sektöre yaymayı görev edinecektir.

Artmakta olan büyük ölçekli inşaat faaliyetlerinin hem yeni teknolojik araçlar ve yapı malzemelerine olan ihtiyaç açısından, hem de sosyal, kültürel ve çevresel etkileri açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda yapı teknolojisi kavramı, yalnızca bilimsel gelişmeyi içermemekte, aynı zamanda sosyal, kültürel ve çevresel boyutların daha verimli şekilde ele alınmasını da kapsamaktadır.

Sektöre ilişkin genel bir bakış sağlamayı amaçlayan platform, yapı sektörü vizyonunun kurulmasına aktif düşünce katkısı koymak isteyen kurum, kuruluş ve sanayi temsilcilerinin sayısının artmasıyla güç kazanacaktır. Özellikle yapı endüstrisinin araştırma konusunda yaratacağı itici güç platformun temel taşlarından biri olacaktır. Platform, sektörün farklı alanları ile ilgili mevcut veri ve araştırma çalışmalarını biraraya getirecek; sanayinin ihtiyaç ve talepleri ile araştırma yapan kurum ve kuruluşların çalışma programlarının örtüşmesini sağlayacaktır.


Sektöre Bakış
İnşaat sektörü, istihdam yaratması ve ihracatı artırması ile kalkınma çabaları içindeki Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörlerinden biridir. Çimento, seramik, ahşap, cam sanayi gibi 150 yan sektörü beslemektedir. Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) içindeki payı % 3–8 arasında gidip gelen inşaat sektörünün 2005 yılı içerisindeki payı % 4.4 ve harcamalar toplamı 44.084 milyar YTL olmuştur. Toplam istihdam içindeki payı 2004 yılında % 4.7 olan inşaat sektörü 2005 yılında bu payı % 5.3'e yükseltmiştir. Rakamsal olarak da 22.046 milyon istihdamın 1.171 milyonuna iş olanağı sağlamaktadır. Türk müteahhitlerin iş yaptıkları ülke sayısı 63'e, toplam iş hacimleri 64 milyar dolara yükselirken, gerçekleştirilen proje sayısı 3.000 aşmıştır. 2005 yılında yurt dışından alınan ihaleler 9.3 milyar dolar tutarındadır ve dünya pazarlarından alınan pay % 3 civarındadır.

Bu durum göstermektedir ki, özellikle son yıllarda hem yapı malzemelerinin, hem de müteahhitlik hizmetlerinin ihracatının artmasıyla birlikte, sektörün önemi ve ayrıca uluslararası rekabet edebilirliğine ilişkin olarak gösterilmesi gereken faaliyetlerin önemi artmaktadır.

Yapı sektörünün büyük ölçüde ekonomik ve rekabetle ilgili olan bu sektörel profilinin yanı sıra önem kazanan bir diğer konu da inşaat etkinliğinin ülkemizdeki sosyal, kültürel ve çevresel yapısıyla ilgili boyutlarıdır. Hızlı nüfus artış oranı ve kentleşme, hızla artan özellikle konut ve yapı ihtiyacıyla sonuçlanmakta, çarpık kentleşme ve gecekondulaşma sorununu beraberinde getirmektedir. Son dönemde gündemde birçok büyük ölçekli kentsel dönüşüm projesi bulunmakta; konut dışı bina üretimine bu projelerin damga vurması beklenmektedir. Büyük ölçekli kentsel dönüşüm projelerinin yanı sıra, önemli altyapı projelerinin de önümüzdeki 10 yıllık yapı sektörü gündeminde artarak yer alması beklenebilir.

Hızlı nüfus artışı ve kentleşmenin gerektirdiği yapı stokunun niceliği kadar niteliğinin de ön plana çıkartılması gerekmektedir; mevcut yapı stokunun yarısından fazlasının kalite standartlarının altında olduğu düşünülmektedir. Mevcut yapı stokunun yanı sıra, yeni inşa edilecek binaların hem tasarımı hem de inşası için daha gelişmiş standartların belirlenmesi ve bunların uygulamaya da yansımasının sağlanması gerekmektedir.

Türkiye’nin % 92’si deprem bölgesindedir; son 58 yıl içindeki depremlerde yaklaşık 60.000 kişi hayatını kaybetmiş; 400.000 bina yıkılmıştır. Özellikle deprem olmak üzere afet etkisi altında yapı/altyapı stokuyla ilgili yenileme/sağlamlaştırma politikası izlenmesi ve ayrıca yeni yapılacak yapıların ilgili mevzuata uygun gerçekleştirilmesi konusunda çalışmalar yapılması gerekmektedir. Depreme yönelik yeni yapı malzemeleri ve teknolojiler konusunda araştırma ihtiyacı bulunmaktadır.

Yani, yapı sektöründeki genel eğilim mevcut yapı stokunun yenilenmesi veya dönüştürülmesi yönündedir. Ayrıca hızlı nüfus artışı, kentlerdeki boş araziler üzerine yoğun yapılaşma baskısı getirmektedir. Bu dönüşüm ve yapılaşma hareketi dahilinde, kentsel çevreye olumlu etkiye sahip projelerin yapılabilmesine yönelik her tür yapı teknolojisi ve malzemesine ilişkin araştırmaya ihtiyaç vardır.

Artmakta olan büyük ölçekli inşaat faaliyetlerinin hem yeni teknolojik araçlar ve yapı malzemelerine olan ihtiyaç açısından, hem de sosyal, kültürel ve çevresel etkileri açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda yapı teknolojisi kavramı, yalnızca bilimsel gelişmeyi içermemekte, aynı zamanda sosyal, kültürel ve çevresel boyutların daha verimli şekilde ele alınmasını da kapsamaktadır.

Araştırma ve Geliştirme
Yapı sektörümüzün aktörleri, sahip oldukları farklı ilgiler ve bakış açılarıyla, bölünmüş bir çalışma düzeni içinde bulunmaktadırlar. Bu hem yapı üretimi sürecine hem de araştırma-geliştirme faaliyetlerine yansımaktadır. Bununla birlikte, tüketici (işveren / kullanıcı) büyük ölçüde yapı üretim sürecinden kopmuş durumdadır.

Halbuki hem yapı üretimi sürecinde hem de yapılan araştırmalarda koordinasyonun sağlanması gerekmektedir.

Türkiye’deki Ar-Ge faaliyetleri ulusal olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın Ar-Ge yardımlarıyla, TÜBİTAK’ın çeşitli Ar-Ge destekleriyle ve de KOSGEB’in işletmelerin belirli bir Üniversite, Yüksek Teknoloji Enstitüsü ya da Araştırma Geliştirme (Ar-Ge) Merkez veya Enstitülerinin imkanlarından yararlanarak teknoloji veya teknolojik bir buluşu ticari bir ürün, yöntem veya hizmet haline dönüştürmek için faaliyet gösterdikleri teknoloji geliştirme bölgelerinin kurulması yoluyla desteklenmektedir. Bu destek çalışmaları kapsamında sektörlere ilişkin olarak desteklerin ne oranda olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte yapı sektörüne ilişkin faaliyetlerin son derece az olduğu gözlenmektedir.

Ayrıca Türkiye’nin AB Entegrasyonu aşamasında Avrupa’da Ar-Ge çalışmalarını destekleyen Çerçeve Programlarda (6. ÇP çerçevesinde) yıllık 500 milyon Euro gibi bir katkısı bulunmaktadır. Pek çok sektöre uygulanabileceği gibi yapı sektörüne de uygulanabilecek olan nanoteknolojiler, yeni malzemeler, üretim yöntemleri, aletler, araçlar ile ilgili çalışmaların teşvik edilmesinde ülkemizin 6. ÇP’den temin edeceği faydanın maksimize edilmesi ile ilgili olarak geliştirilmesi gereken projeler konusunda Türkiye genelinde ve de yapı sektörü özelinde bir koordinasyonun eksikliği nedeniyle bu proje desteklerinden son derece düşük seviyede yararlanılmıştır.

Türkiye’de yapı sektöründe araştırma ve geliştirme konusu gündeme geldiğinde sıkça bahsedilen önemli konulardan biri, bu konuda yapılan çalışmaları koordine edecek kamusal veya özel bir merkez bulunmayışıdır. Kamu kurum ve kuruluşlarında, üniversitelerde, inşaat şirketleri veya yapı malzemesi üreten firmalarda birtakım çalışmalar yürüyorsa da, ortak bir platform aracılığıyla bu bilginin paylaşılarak artırılması olanaklı olmamaktadır. Bunun ötesinde, ortak bir bakış açısıyla yapı sektörümüzün öncelikli konularını belirlemek gibi bir faaliyetin olduğunu söylemek de olanaklı değildir. Halbuki yapı sektörünün tüm aktörlerini içerecek bu türden bir paylaşım ortamının oluşması hem kaynakların verimli kullanılmasını, hem de gerçekten ihtiyaç duyulan konuların geliştirilmesini sağlayabilecektir.

AB’nin 7. Çerçeve Programı yapı sektörü ile ilgili yeni olanaklar sunmaktadır. Ülkemiz bu yeni çerçeve programına bir öncekine göre daha deneyimli bir şekilde girmektedir. Bu açıdan, yapı sektörünün gelişimini sağlayacak daha çok sayıda ve nitelikli proje teklifi sunulabilmesi için çalışmalar yapılmalıdır.

Sonuç

Özellikle son dönemlerde AB düzeyinde araştırma alanının güçlenmesi ve araştırma projelerine fonlar verilmesi; bununla birlikte proje tekliflerinin ve kabule dilen projelerin oranlarının yeterli düzeyde olmaması, bu koordinasyonun tüm Avrupa ülkelerinde de sağlanması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Konuyu Avrupa boyutuyla ele aldığımızda, ülkemizde yapı sektöründe araştırmanın desteklenmesi ve geliştirilmesi için de birtakım örnekler ve olanaklar olduğunu görmek mümkündür. Bu açıdan, AB’de araştırma konusundaki Çerçeve Programlar, bu kapsamda oluşturulan Teknoloji Platformları, Avrupa Yapı Teknoloji Platformu ve ülkemizde bu kapsamda gerçekleştirilen bazı etkinlikler izlenerek, benzeri bir platformun Türkiye’de kurulması önemli görülmüştür.

Bu değerlendirmeler doğrultusunda, aşağıdaki amaçlarla çalışacak bir platform oluşturulmuştur:
  • Türkiye yapı sektörünün tüm taraflarının biraraya geleceği bir platform oluşturmak;
  • Sektör için bir yol haritası çizmek ve kısa/orta/uzun vadeli stratejiler geliştirmek;
  • Sektörün hem AB Çerçeve Programları’na katılımını artırmak hem de ulusal kaynakların daha verimli kullanılması için olanakları araştırmak;
  • Sektörün farklı alanlarında yapılan araştırmaların koordinasyonunu sağlamak;
  • Yapı sektörüyle ilgili araştırma ve geliştirme çalışmalarını teşvik etmek ve ortaklıklar kurulması için diyalog ortamı sağlamak.
AVRUPA ÖNCELİKLERİ
Avrupa Yapı Teknoloji Platformu tarafından belirlenen ve Avrupa yapı sektörü için öncelik oluşturan çalışma alanları...










TÜRKİYE ÖNCELİKLERİ
Avrupa’da belirlenen önceliklere ek olarak, ülkemiz özelinde ön plana çıkarılabilecek çalışma alanları...







Türkiye Yapı Teknoloji Platformu (TYTP), T: +90 312 417 37 27,   F: +90 312 418 03 61,   A: Konur Sok. 4/2 Yenişehir 06650 ANKARA,   E: info@tytp.org.tr,   W: www.tytp.org.tr